HAZARDTÜRK
HOŞGELDİNİZ BİLGİ PAYLAŞIMI İÇİN LÜTFEN ÜYE OLUNUZ

HAZARDTÜRK

DOĞAL AFETLER,ARAMA KURTARMA,YANGIN,KBRN (NBC), İLKYARDIM,ASTROLOJİ PAYLAŞIM PORTALI
 
AnasayfaAnasayfa  SSSSSS  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 İLKYARDIMA GİRİŞ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
h@z@rd
SİTE KURUCUSU ADMİN
SİTE KURUCUSU ADMİN
avatar

Mesaj Sayısı : 402
Rep : 5500
Rep Gücü : 15766
Nerden : geldik gidiyoruz
Kayıt tarihi : 24/07/09
Yaş : 37

MesajKonu: İLKYARDIMA GİRİŞ   C.tesi Ağus. 01, 2009 9:34 am

İLKYARDIMA GİRİŞ

İlkyardımın önemini bildiğimizi sanıyoruz. Ancak ilkyardım kavramını ne kadar kavramış olduğumuzun farkında mıyız? Bu soruyu yanıtlayabilmek için önce vücudumuzu tanımak zorundayız. Bazı organların nasıl çalıştığını ne iş yaptığını bilmezsek ne kanamayı durdurmak için çaba harcarız ne de sara nöbeti geçirene doğru yardımı yapabiliriz.

Vücudumuzu tanımak için bazı benzetmelerden yararlanmak istiyorum. Bedenimizi bir apartman gibi düşünün. Gerçi giriş çıkışları biraz farklı ama o kadarcık fark olsun…

Bu apartmanın;

Temiz su tesisatı ATARDAMAR(ARTER), kirli/atık su tesisatı TOPLARDAMAR(VEN), elektrik tesisatı SİNİR SİSTEMİ, elektrik donanımının bulunduğu oda da BEYİN olsun.

Sekiz katlı bir apartmanı düşünelim: Şehir suyu apartmanın önüne kadar bir büyük boruyla gelmiştir. Bu boru apartmanın içine daha küçük borulara bölünerek, sekizinci kattaki dairelere kadar dağılmıştır. Kirli sular ise borular vasıtasıyla sekizinci kattaki dairelerden başlayarak zemine/aşağı doğru akar; birçok boru aşağı doğru birleşerek apartmandan tek bir boru olarak çıkar. Yani apartmanın girişinde bir temiz su borusu ile bir de kirli su borusu vardır. Biri temiz suyu apartmana taşırken diğeri kirli suyu apartmandan dışarı taşır. İşte bu giriş çıkış yerini kalp olarak düşünün. Aynı zamanda alt kattaki suyu üst kata göndermek için gerekli olan pompanın görevini de üstlenen kalpten, temiz su tüm apartmana pompalanmaktadır. Ve bu su apartmanın her dairesine ve daire içindeki çeşitli odalardaki(mutfak, banyo vb) musluklara daha küçük borularla (vücuttaki kılcal damarlar gibi) kadar gitmektedir. Aynen kanın, kalpten büyük damarla çıktıktan sonra parmaklara ve iç organlara doğru küçülen damarlarla(kılcal damar) vücuda dağılması gibi. Vücuttaki atardamarlar ve toplardamarlar bütün vücudu yan yana katederler; aynen apartmanlardaki temiz ve kirli su boruları gibi. Apartmandaki su tesisatları ile vücudumuzdaki kan damarları arasındaki benzerliği anlattıktan sonra en önemli farkı hatırlatmakta yarar var. Kesinti olmadığı sürece, apartmana şehir şebekesinden sürekli su gelmektedir. Oysa dışarıdan doğrudan giriş çıkış olmadığı için vücudumuzdaki kan miktarı sabittir. Yani dışarıdan içeri kan girmez içeriden dışarı kan çıkmaz. Vücudumuz çok tasarruflu davranıp, kanı arıtarak kullanmaktadır. İki arıtma sistemi vardır, kan bu arıtma sistemlerinden geçerek temizlenir. Bu arıtmalardan biri akciğerler diğeri de böbreklerdir. Kan akciğerleri dolaşırken vücuda yaramayan karbondioksit gazını akciğerlere verir ve akciğerlerden ihtiyacı olan oksijen gazını alır. Böbreklerden geçerken de hücrelerden topladığı her türlü atığı böbreklerde bırakır (elimizi yıkadığımızda, yıkandığımızda, çamaşır-bulaşık yıkadığımızda musluktan akan temiz su kirlenerek lavabolardan pis su olarak akıp kanalizasyona karışıyor ya… İşte sudaki bu kir böbrekte temizlenir; apartmanımıza böyle bir arıtma tesisi yapsak demek ki bizde suyu tekrar kullanabiliriz). Ancak vücuttaki bu kan miktarı (ortalama bir genç yetişkinde 6 litre olduğu varsayılıyor) azalmaya eğilimlidir. Terlediğimizde, nefes alıp-verdiğimizde, böbreklerdeki atıkların idrar olarak atılmasıyla bu 6 litrelik miktar azalır. Bu eksikliği fark eden vücut susama mekanizmasını devreye sokar. İhtiyacımızı karşılamak için su içeriz ya da sulu yemekler tüketiriz.

Bu arıtma sistemlerinin dışında vücudumuzda enerji sağlamak üzere oluşturulmuş sindirim sistemimiz vardır. Bu sistemi arabanın çalışma sistemine benzetmeyi tercih ediyorum. Arabanın çalışması için nasıl yakıt (benzin, mazot vs)gerekiyorsa vücut için de yiyecek içecek gerekir. Ağızdan alınan yiyecek ve içecekler, ağızdan bağırsağa gidene kadar, vücutta kullanılabilecek enerji haline dönüştürülürler. Bu dönüştürülen maddelerle ve su, bağırsaklardan kan damarlarına geçerler (emilirler); ihtiyaç fazlası işe yaramayan posalarda dışarı atılır. Eksilen su ihtiyacımız bu şekilde karşılanırken; ağızdan alınan ve parçalanarak glikoz dediğimiz vücudun kullanabileceği şekere dönüşen besin maddelerinden de enerji ihtiyacımız karşılanır.

Glikoz(C6H12O6) arabanın benzinine eşdeğerdir nasıl benzin olmazsa araba çalışmazsa kanda şeker belli oranın altına indiğinde de vücut çalışamaz. Glikozun azalmasından en çabuk etkilenen organımız beyindir. Enerjiye en çok ihtiyaç duyan organ beyindir. Hatırlarsanız yukarıda demiştik ki beyin sinir sisteminin kontrol merkezidir; yani apartmana dağılan elektrik kablolarının ana dağıtım merkezidir, sigortaların bulunduğu kapalı alandır. Aynen arabada olduğu gibi benzin olmazsa akünüz işe yaramaz. Beynin ihtiyacı olan şeker yoksa sinir sistemi ne kadar sağlıklı olursa olsun çalışamaz.

Her zaman denir ki, vücut, oksijen olmazsa birkaç (4-5)dakika içinde ölür, aynı şey şeker içinde geçerlidir. Kanda yeterince glikoz (şeker)olmazsa kişi çok kısa sürede hayatını kaybedebilir(kan şekerim düştü, gözüm karardı denir ya; eksiklik giderilmezse bunun ötesi ölüm olabilir).

Vücudumuzdaki sistemlerden bahsederken iskelet sistemini de unutmayalım. Aynen apartmanda olduğu gibidir. Mutlaka inşaatlarda görmüşsünüzdür, öncelikle demir ve çimento ile apartmanın iskeleti(kolonları) oluşturulur. Apartmanın sağlam olması bu iskelete bağlıdır, dairelerde değişiklik yapılırken kesinlikle kolonlara dokunulmaz çünkü kolona gelecek bir darbe bütün apartmanın çökmesine yol açabilir. Vücudumuzdaki iskeleti oluşturan kemikleri de bu kolonlara benzetebiliriz. Üst kattaki kolon zarar gördüğünde sadece o daire etkilenirken alt kattaki kolon zarar gördüğünde bütün apartman etkilenir. Elimizdeki kemik kırıldığında elimiz etkilenirken, omurgamızın üst bölümündeki boyun omurları zarar gördüğünde bütün vücudumuz felç olabilir, ya da üst bacak kemiğimiz kırıldığında uzun süre yürüyemeyiz.

Yukarıda anlattığım benzetmeli yapıyı hatırınızda tutmaya çalışın çünkü bir sonraki yazımda ilkyardım ile ilgili uygulamalara başlayacağım. Bu yapı üzerinde anlatacağım.

Bir de kim çizdiyse eline sağlık dediğim çok güzel bir anatomi(insanın vücudunu tanıtan) karikatürü sizinle paylaşmak istiyorum


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


İlkyardımda bahsetmek istediğim konuları en çok karşılaştıklarımızdan bahsederek başlatmak istiyorum. Eğer sizin öncelik verilemesini istediğiniz bir konu varsa bana bildirirseniz aşağıdaki sıralama değişebilir.

1. Bilinç kaybında(kendinden geçme, bayılma, sara) ilkyardım

2. Yabancı cisim tıkanmasında ilkyardım

3. Kanamaların durdurulması

4. Yaralanmalarda ilkyardım

5. Yanıklarda ilkyardım

6. Zehirlenmelerde ilkyardım

7. Sıcak ve soğuğa maruz kalındığında ilkyardım

8. Kırık-çıkık-burkulmalarda ilkyardım

9. Bazı özel durumlarda (kalp krizi, Şeker hastalığı, felç vs)ilkyardım

10. Suni solunum ve kalp masajı

_________________
İki Şey Aklın Eksikliğini Gösterir Konuşulacak Yerde SUSMAK ; Susulacak Yerde KONUŞMAK !![Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
İLKYARDIMA GİRİŞ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
HAZARDTÜRK :: İLKYARDIM :: İLKYARDIM HAKKINDA BİLGİLER-
Buraya geçin: